2 Kasım 2012 Cuma
Reçelli yağlı ballı ekmek
Sanmayın ki kendime.. Asla sevmezdim bunları yemeği.. Öğretmen anneme hazırlardım her sabah, Allah zihin açıklığı versin diye.. Ekmeğin üstüne sürmek zevkli gelirdi. Meğer annemi ben şişmanlatmışım. :D
Akasya ağacı
Evimizin hemen yanındaydı bu kocaman ağaç. Ilık bahar sabahlarında mis gibi kokusu, salon penceresinden içeri dolardı. Rüzgar esince daha da bir hoş kokardı. Gün boyu onu izleyebilirdim.. Geceleri teyzemin eve gelmediği zamanlarda teyzemin yatağına ters yatar, onu izlerdim. Bu seferloş sokak lambasının ışığı da vururdu akasyaya.. Bir de en çok hoşuma giden şey, bu esnada dolunay önünden geçerek onu örten, siyaha yakın lacivert bulutlardı. Ne hoş bir manzaraydı. Ayaklarımı soğuk yeşil duvara dayayıp öylece izlerken uyuyakalırdım.
Susam Sokağı keyfi
Esprili biri oluşumun en büyük kaynağı bence Susam Sokağı'dır. Hala her bölümünü repliklere kadar deli gibi hatırlarım. En sevdiğim programdı. Sagra'dan alınmış poşet içinde rengarenk kalp şeklindeki minik draje çikolatalarım ve reklam aralarında salonda tur attığım direksiyonlu, 3 tekerlekli , sepeti alt tarafında bulunan, siyah-kırmızı çizgili deri seleli demir bisikletim de tamamlayıcılarıydı. :)
Mutfak camı
Anneannem bulaşık yıkarken ve yemek yaparken, mutfağın salonla ortasındaki duvarında olan camından beni izler, hep benimle konuşurdu. Gözü hep bende olurdu. Ben de kendi halimde oyun oynar, meyve yer, çizgi film izlerdim. Mutfak camının önüne rengarenk saçlı şans cüceleri olan Troller'i dizmeyi çok severdim. :)
Çarşamba günü sabahları
Çarşamba günü gelsin diye iple çekerdim. Çünkü en sevdiğim günlerden biriydi.. Apartmanın altındaki Alev Pastanesi'nde sadece bu güne özel kıymalı pide yapılırdı ve biz de her hafta en az 10-15 pide yaptırırdık eve.. Bir yandan Ramazan Amca'nın nefis pidelerinin kokusu, bir yandan Çarşamba Pazarı'ndaki ev önüne tezgah açan meyvecilerin 'Al al al al!' diye bağırtısı, bir yandan camdan içeri giren ılık rüzgar ve güneşin ışıltısı.. İşte her çarşamba güne böyle başlardım.
Cam önü taburem
Ana sınıfına giderken ve de ondan önce, salondaki bir sandalyeyi cam kenarına koyar, Fatih'teki Haliç Caddesi'ni izlemeye çalışırdım ama boyum yetişmezdi. Anneannem de bu sandalyenin üzerine minik, ,ahşap taburemi alıp koyardı, ben otorunca da, o da karşı divana oturup ben inene kadar taburemden tutardı. Böylececamdan aşağı da düşmezdim. Beraber kelime oyunları oynardık, kelimelerin eş ve zıt anlamlılarını bulurdum. Caddeden geçen otomobilleri renk ve modellerine göre sayar, istatistik tutardım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)